PANİK ATAK VE BELİRTİLERİ

Panik Bozukluk, Türk kültürü gibi geleneksel yaşayan toplumlarda sıklıkla şikayet edilen bir durumdur. Halk arasında “evham”, “endişe”, “vesvese” olarak adlandırılan duyguların yol açtığı bir çeşit kaygı probleminin devam etme durumuna verilen isimdir. Panik bozukluğu tanımlamak için öncelikle “Panik Atak” nedir onu tanımlamalıyız.

Panik Atak:

Çoğu zaman kişinin, sonunun geldiği duygusunun da eşlik ettiği, yoğun endişe, korku ya da dehşete düşme duygularının birden başladığı ayrı bir dönemdir. (Panik atak tek başına bir psikiyatrik hastalık ya da tanı değildir).

Bir panik atağın başlıca özelliği aşağıdaki 13 belirtiden en az 4 tanesinin, bir anda başlaması ve 10 dakika içinde en yüksek düzeye ulaşması ile kişinin yoğun rahatsızlık ya da korku duymasıdır. 

  1. çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artım olması
  2. terleme
  3. titreme ya da sarsılma
  4. nefes darlığı ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları
  5. soluğun kesilmesi
  6. göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma
  7. bulantı ya da karın ağrısı
  8. baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
  9. derealizayson (gerçekdışılık duyguları), ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
  10. denetimini yitireceği ya da çıldıracağı korkusu
  11. ölüm korkusu
  12. paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)
  13. üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

Bu bağlamda

Panik Bozukluk:

Yineleyen spontan (ani gelişen) panik ataklar ve bu atakların en az 1 ay süre ile devam etmesidir. Atakların peşinden genellikle başka atakların da olacağına ilişkin sürekli kaygı duyma hali, atakların yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla (kalp krizi geçirme, kontrolünü kaybetme, çıldırma) ilgili olarak sürekli endişe duyma ve ataklarla ilişkili olarak belirgin davranış değişikliği (kaçınmalar, uzaklaşma vs.) göstermek izlenir.

Peki panik atakları ya da panik bozukluk neden oluşuyor? Bu durumun açıklaması farklı psikolojik kuramlara göre değişmekle beraber, genel olarak birleşilen ortak 3 temel nokta vardır. Bunlar, bedensel yatkınlık (kalıtım), bağımlı ya da çekingen kişilik özelliklerine sahip olmak ve çevre ve yaşam olaylarıdır.

Bilişsel kurama göre “panik atağı” ciddi bir bedensel hastalığa bağlı olmayan bedensel duyumların (mesela çarpıntı, ateş basması ya da terleme gibi); ciddi bir ruhsal hastalığa bağlı olmayan zihinsel yaşantıların (mesela kendine veya gerçeğe yabancılaşma gibi) ya da duygusal belirtilerin (mesela kaygı gibi) bir tehlike ya da felaket işareti olarak yorumlanması ile ortaya çıkan korkunun bu anlatılan bedensel, zihinsel ve duygusal belirtileri şiddetlendirmesi olarak açıklanır. Bu durum bir kısır döngüye dönüşür ve korku şiddetlendikçe duyumsamalar artar, onlar arttıkça da korku giderek daha da şiddetlenir.

Panik Atak ya da Panik Bozukluk tedavisi, Bilişsel Davranışçı Terapi’nin en verimli olduğu psikolojik rahatsızlıkların başında gelmektedir. Çoğunlukla 20’li yaşlarda ilk belirtiler ortaya çıkmaya başlar ve buna neden olan bir tetikleyici mutlaka mevcuttur. Bu tetikleyicileri gruplamak gerekirse;

  1. yorgunluk, tansiyon düşmeleri, şeker düşmesi, adet döngüleri gibi normal bedensel durumlar
  2. grip, alerjiler, mide rahatsızlıkları, tiroid gibi sıradan bedensel hastalıklar
  3. ilaç, alkol ya da madde kullanımları (fazla kafein, ilk kez esrar kullanımı, aşırı alkol alımı sonrası gibi)
  4. korkutucu bir düşünce
  5. genel gerilimin yol açtığı kaygı ya da korku durumları sayılabilir.

Bedensel Belirtilerin Açıklanması:

Otonom sinir sistemi (OSS) vücudumuzda bizim bilinçli şekilde kontrol altına alamayacağımız işlemlerin (mesela nefes almak, sindirim, tansiyon gibi) düzenlendiği bir sistemdir. Bu sistem temel olarak ikiye ayrılmaktadır. Sempatik Sinir Sistemi ve Parasempatik Sinir Sistemi. Bu iki sistem disiplin olarak birbirine zıt işlevler yürütmektedir. Sempatik sinir sistemi vücudu kasıp sıkma işlevlerini yürütürken, parasempatik sinir sistemi işe gevşetip yavaşlatma işlevlerini yürütür.

Bu OSS, gerçek bir tehlike anında hayatta kalabilmek ve beden bütünlüğünü koruyabilmek adına bazı bedensel tepkiler verir. Örneğin, adrenalin salgılayarak ana atar-damarlara daha fazla kan pompalanmasını ve büyük kas gruplarının (bacaklar gibi) harekete geçmesini sağlamaktadır. Bunun amacı bize tehlike oluşturan durumdan koşup, kaçabilmemiz içindir. Aynı zamanda normalde 36,5 derece olan vücudumuzu soğutarak, yaralandığımızda daha az kan kaybetmemize olanak vermek için ve tehlike bizi yakaladığında onun elinden sıyrılıp kurtulabilelim diye terlemeyi sağlamaktadır. Bu durumda, kalp daha fazla kan pompalayabilmek için daha hızlı atmaya başlar; kan ana kas gruplarında toplandığı için el, ayak gibi uç bölgedeki uzuvlardan çekilir ve bu da karıncalanmaya yol açabilir. Eğer kişi bu anlarda kaçmıyor ise, fazla oksijen alımı gerçekleştiğinden kendisini halsiz hissedip bayılma yaşayabilir. OSS’nin bu tepkiler bütününe psikolojide “kaç-savaş-donakal” tepkisi adı verilir. Yani olası bir tehlike durumunda vücut kendisini korumak için oldukça yetenekli şekilde tepkiler üretir, ama eğer o anlarda gerçek bir tehlike söz konusu değilse (yani bir kaygı varsa) bütün bu bedensel tepkiler “Panik Atağı” olarak adlandırılır.

Tüm bilgilerin ışında, “Panik Atak” ya da “Panik Bozukluk” aslında vücudun kendini korumak adına gösterdiği bir grup bedensel tepki ve bu tepkilerin kaygılı birey tarafından katastrofik (felaket habercisi) şekilde yorumlanması olarak açıklanabilir.

Panik tedavisinde, en önemli kısım bu bilgilendirmenin yapılmış olmasıdır. Yaşadığı belirtileri anlamlandıran birey terapiye daha hızlı uyum sağlar ve daha verimli bir süreç işlemiş olur. Atak yaşandığı zamanlarda herhangi bir kaçınma davranışı gösterilmediği takdirde dahi, belirtiler zamanla hafifleyip yok olacaktır. Önemli olan o süre ile başa çıkmayı öğrenebilmektir.

Unutmayın, panik atağını panik bozukluğa dönüştüren şey, yeniden olacak korkusunun yaşanması ve kısır döngüye girilmesidir.

Uzm. Klinik Psikolog Başak Saraçoğlu EROĞLU